Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Bölge, Mezhep eksenli ayrışmaya sürükleniyor ve Türkiye’de, etkilenecek…

İran-Irak savaşının en büyük finansörü olan Suudi Arabistan, 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgalinin de en büyük destekçisiydi ve 2003 Irak işgalinde çok ağır maliyetler ödeyerek Irak‘ı, tamamen kaybetti.

1991 Körfez savaşına kadar Arap sınırının Doğu sınırı İran sınırı iken bozuldu.
2003 Irak işgali ile Irak, İran’ın inisiyatifine terk edilmesi ile de Şam yönetimi Tahran ekseninde olmasına rağmen İran-Arap sınırı bu sefer Suriye-Irak sınırına çekildi.

Kaos yaşayan Suriye ve Irak üzerlerinde yürütülen güç, alan savaşlarının mağduru durumunda ve ikinci derecede etkili ve bölgesel denklemin aktörlerinden Irak‘da Suriye’de bir İran-Arap güç mücadelesinin genişletilmiş cephelerine dönüştü.

Suudi Arabistan‘a karşı hızlı bir çevreleme, istikrarsızlaştırma stratejisi uygulanıyor ve bu her geçen gün Suudi Arabistan adına daha da tehdit edici boyutlar aldığından bölgenin en sıkıntılı ülkesi Irak ya da Suriye değil, Suudi Arabistan’dır.
Suriye’deki Beşar Esad yönetimine karşı yürütülen savaşta en güçlü ve net pozisyon alanlardan biri olan Suudi Arabistan, Irak‘ı tamamen kaybettiği gibi Suriye’de de aynısını yaşayacak

Suriye iç savaşı çıkıncaya kadar da Suriye üzerindeki İran etkisini kırmaya dönük güçlü bir girişim vardı ve kısmen de etkili oluyordu.
Beşar Esad yönetimine karşı Batı dünyası, ilk başlarda gösterdiği kararlılığı devam ettiremedi ve Suriye‘de Batı‘nın beklediği olmazken savaş İran’ı çok daha güçlü bir şekilde Suriye’ye taşırken Irak ordularını da olduğu gibi Beşar Esad’ın askeri birliklerini de İran’lı komutanlar yönetir konumuna geldi.

Yemen‘de Husiler ile Yemen yönetimi mücadele ederken Suudi Arabistan, savaşa fiilen girerek Husilere karşı mücadele verdi ve durdurmaya çalıştı.
Devam eden İran-Arap savaşında İran destekli Husiler, Recep Tayyip Erdoğan‘ın Somali ‘yi ziyaret ettiği gün Kızıldeniz kenarında olağanüstü stratejik değeri olan Yemen’de yönetime el koydu ve Suudi Arabistan, Yemen‘de de kaybeden olurken garnizonlarını kaybetmeye devam etti.
İran-Arap güç mücadelesinin Yemen‘de geldiği nokta Suudi Arabistan’ın aleyhine döndü ve tehlike Arap dünyasının kalbine doğru ilerlemeye başladı.

İran aksını Suriye’de kırmaya çalışırken tam tersi oldu ve Tahran bu ülkeye fiilen hakim olmaya başladı ve İran-Arap savaşının ikinci cephesinde de İran kazanır duruma geldi.
Beşar Esad yönetimini devirmek ve Akdeniz’e uzanan İran aksını bu ülkede kırmaktı ama İran sınırından Akdeniz’e uzanan koridorda siyasi sınır hiçbir zaman bugünkü gibi olmayacak.
Lübnan’da da belirgin gücü olduğunu bilinen İran’ın Akdeniz’e kadar müthiş atılıma geçtiğini söyleyebiliriz.  

Güney Lübnan’da,  Suriye’nin İsrail’le hesaplaşma çizgisi olan Golan’da da İran varken İran-Arap savaşı, Basra Körfezi, Bahreyn ayağında İran-Suudi Arabistan savaşı halen devam ediyor.
İran‘ın bir sonraki hamlesi de daha önce Suudi Arabistan askerlerinin desteğiyle durdurulan Şii ayaklanmasının yaşandığı Bahreyn olacaktır.
Fazla direnemeyeceği belli olan Suudi yönetiminin ortak askeri birlik bile kurdurduğu “Körfez Konseyi” ciddi yaralar alacaktır.

İşgal sonrası Irak’taki iç savaş olsun Suriye‘deki savaş olsun Yemen’de ki Husilerin darbesi olsun hep mezhep üzerinden yürütüldü.
Zaten Lübnan mezhepsel bir ayırıma göre biçimlendi.
Körfez bölgesi hızla mezhep eksenli ayrışmaya sürüklenirken İran’ın, güç haritası Filistin hariç tamamen mezhep eksenlidir.

Bölgedeki bütün kaoslardan yararlanmayı ve bunları stratejik zafere dönüştürmeyi en iyi bilen İran‘dır
Suriye’deki mücadele de İran’ın, zaferiyle noktalanacağına göre karışacak olan, Körfez üzerinden iç savaşın çıkacağı  Suudi Arabistan’dır.

Bölgede Arap dünyasının sınırlarını değiştiren bu gelişmeler elbette ki Türkiye‘yi de etkileyecektir ve etkilemesi de Bölgede olduğu gibi mezhepsel bir ayırıma göre biçimlenecektir.
Türkiye’yi etkileme zamanı da Suudi Arabistan sonrasıdır.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.