Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Cumhuriyet’in, 93. yıl dönümünde Kurtuluş Mücadelesi’ni anımsayalım…

Sırbistan‘ın sınırları içinde yer alan küçük bir kasaba olan Karlofça, 1683-1698 yılları arasındaki Osmanlı – Kutsal İttifak Savaşları‘nın sonucunda imzalanan anlaşmanın da adıdır. (Karlofça Antlaşması) Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğunun sürekli toprak kaybettiği gerileme döneminin de başlangıcıdır. (26 Ocak 1699) Karlofça Antlaşması, 26 Ocak 1699 tarihinde Osmanlı ile başlarında Kutsal Roma – Cermen İmparatorluğu bulunan diğer Kutsal İttifak devletleri (Avusturya, Venedik ve Lehistan) arasında imzalanmış olan bir barış antlaşmasıdır.

1919’da Samsun’dan Anadolu’ya çıkan Mustafa Kemal Paşa, Ordunun terhisine rağmen Erzurum‘da Sivas‘ta kongrelerle Kuvay-ı Milliye‘yi örgütlüyordu. Bu kongrelerde Mustafa Kemal Paşa‘nın savunduğu Vatanın bölünmezliği tezi, Misak-ı Milli adıyla son İstanbul Meclisinde kabul edildi. Misak-ı Milli‘de öngörülen sınırlar 1918 sonu itibariyle elimizde tutmayı umduğumuz Gümülcine, Batum, Musul gibi yerleri de kapsıyordu. Ancak İstanbul Hükümetinin Sevr’i imzalaması, Batum‘dan, Musul‘dan önce Bursa, Antep, İzmir ve İstanbul‘un, düşmandan kurtarılmasını dayattı

Karlofça Antlaşması‘ndan sonra Osmanlı yönetiminin, çağı anlamaktaki aczi ve son dönemdeki hırslı iktidarı, bu kayıpları ve çöküşü hızlandırdı. Osmanlının hızlı bir şekilde gerilemesinden sonra 1920’de İstanbul İngiliz, İzmir Yunan, Antep Fransız, Antalya İtalyan askerlerinin işgali altındaydı. 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi‘yle Ordu terhis edilmiş ve düşmana tehlikeli saydığı bölgeyi işgal hakkı tanınmıştı. İstanbul Hükümetinin 1920’de imzaladığı Sevr Antlaşması‘yla, Vatan İtilaf Devletleri, Yunanistan, Ermenistan arasında parçalanmıştı.

1912’den beri süregelen savaşların sonunda muzaffer ve şerefli olduğu kadar da yorgundu. 9 Eylül 1922’de İzmir kurtarılmış ve zor koşullardaki savaş, Mudanya Mütarekesiyle sonlandırıldıktan sonra 16 Kasım 1922’de son Padişah Vahdettin İngiliz gemisiyle ülkeden kaçtı.

Sevr‘i yırtıp atan Ankara Hükümeti uzun görüşmeler sonucu “Lozan Barış Antlaşması“nı imzaladı. Sevr’de tümü işgale açılan bir ülkenin Lozan‘da kurtardıkları azımsanamaz. Kaldı ki Mustafa Kemal Atatürk, sonra Hatay‘ı da vatana katmayı başardı. Lozan‘da İngiliz mandasında Türkiye ile ihtilaf konusu olan Musul, 1932’de Irak’ın bağımsız devlet olmasıyla Irak toprağı olarak kaldı.

Lozan‘dan sonra bağımsızlığını yeniden kazanan Türkiye, 29 Ekim 1923’de, yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğunu kabul ve ilan etti. Cumhuriyet, egemenliğin kaynağını kişi, aile, hanedan, mezhep, tarikat, cemaat ve benzerlerine değil, doğrudan millete dayandıran rejimdir. Bu açıdan Cumhuriyet‘in ilanı, bir zorlama değil, 23 Nisan 1920’de “Hakimiyet Milletindir” diyerek çıkılan yolun doğal sonucudur.

Monarşilere karşı bir devrim olarak ilan edilen Cumhuriyeti, bugün geçerli ve değerli kılan şey, demokratik olup olmadığıdır. Demokraside düşünce, eleştiri özgürlüğü esastır. Eleştiri olmadan daha iyiyi bulamayız. Ayrıca Bilgiye dayanan eleştiri de anlamlı, değerlidir. Eğer Cumhuriyet, Demokrasiyi uygulamıyorsa otokrasiye/oligarşiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Kendimizce doğruyu, iyiyi ararken, insafı elden bırakmamalı; toplumu germekten, kavgadan, nefreti körüklemekten sakınmalıyız. Cumhuriyet, Atatürk, Vatan, Lozan diye konuşurken bilgiyle/saygıyla konuşalım. Unutmayalım ki bugün varlığımızı onlara borçluyuz

Cumhuriyet‘in 93. yıl dönümünde Kurtuluş Mücadelesi’nin sonunda bize özgür ve Bağımsız bir Vatan bırakan başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.