Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

El Kaide saldırılarının 20. yıl dönümü ve evre değiştiren cihatçılık…

El Kaide’yi kuran Usema Bin Ladin ve El Zevahiri, 1990’larda Bosna, Cezayir ve Mısır’daki cihadçıların başarısızlığını Müslüman kitlelerin ABD/Batıdan korkmalarına bağladılar ve bu yüzden medyatik bir savaş kazanmak istediler. Bunun için gazetelere geçerek tüm dünyada yankı uyandıracak hollywoodvari görüntüler üretmek gerekiyordu ve bunu da yaptılar. 11 Eylül bunun sonucuydu.

ABD, 1. dünya savaşına savaşın son döneminde 2. Dünya savaşına da bütünüyle katılmıştı. Fakat kendi topraklarında herhangi bir savaş görmemişti. ABD iki defa kendi topraklarında büyük saldırıya uğradı. Birincisi 2. dünya savaşında japon uçakları Pearl Harbor’da, ABD donanmasını imha etti. İkincisi de 11 Eylül’dür. 1940’dan beri ABD, 11 Eylül’de, ilk defa kendi topraklarında yaklaşık 3000 kişinin öldüğü büyük bir saldırıya uğradı. Bu saldırı ciddi bir maddi saldırıdır.

11 Eylül 2001’den sonra Usame bin Ladin’in, ikiz kulelere saldırısına hızlı bir cevap vermek için ABD, teröre karşı savaş açtı ve Afganistan, işgal edildi. Hedef El Kaide ve Taliban rejiminin ortadan kaldırılmasıydı. El Kaide, 11 Eylül’ün büyük sembolik zaferini sermayeye çevirmeyi başaramadı. Buda El Kaide’nin sonu oldu.

Bugün Kabil’i tekrar alan Taliban, 1994’da İslam Emirliği’ni kuran Molla Ömer’in, yani o dönemin Taliban’ın çocukları. Molla Ömer, Usame bin Ladini evinde barındıran kişi. Molla Ömer, ABD’ye karşı kendilerini korumak için Usame bin Ladin’i koz olarak görüyordu. Bugünkü Taliban, onlarla aynı ideolojiye sahip, aynı Pakistan medreselerinde eğitim görmüş olsa da koşullar ve çevre değişti. Bugün ABD’nin rakibi olan Çin, o dönemde henüz büyük bir güç değil. Taliban’ı Çin, Pekin’deki dış işleri bakanlığında görkemli bir törenle ile karşıladı. Bölgeye yerleşme kapasitesi olan Taliban, Çin’deki Uygur isyanını teşvik etmediği sürece Çin, her türlü desteği vermeye hazır.

ABD açısından bakınca 20 yıl işgalden sonra geri çekilmenin büyük bir başarısızlık olduğunu düşünüyor. Kızıl Ordu 15 Şubat 1989’da Kabil’i terketti. Bunun SSCB açısından korkunç sonuçları oldu. Kızıl Ordu’nun kağıttan bir kaplan olduğu ortaya çıktı. 9 Kasım 1989’da Berlin duvarı yıkıldı. Berlin duvarının yıkılışı da SSCB’nin sonu oldu.

Bu manzara 30 Nisan 1975’de Vietnam Savaşı’nın bitiminde ABD’nin, Saygon’dan kaçışını da hatırlattı. Afganistan’dan hazırlıksız kaçışının da ABD için uzun vadede farklı sonuçları olacaktır. ABD’de, bir yıl sonra ara seçimler var. Ve şu andan itibaren ekonomi yeniden yapılanacaksa bu çekilme belirleyici olacaktır. Ayrıca Afganistan’daki ABD varlığı ABD seçmeni nezninde hiçbir şey ifade etmiyor. ABD seçmeni çocuklarının hiç duymadıkları coğrafya gidip savaşmasına ve ölmesine anlam veremiyor.

DEAŞ, Afganistan’ın ardından Irak’ın işgaline yanıt vermek için ABD’yi, Irak’ta tuzağa düşürerek Irak’ı, ABD için Vietnam yapmak istedi ama ABD, DEAŞ’ı yendi. Aslında DEAŞ’ı, Kasım Süleymani’nin yönettiği Iraklı ve İranlı Şii milisler yendi. ABD daha sonra da Kasım Süleymani’yi Bağdat’da öldürdü.

ABD’nin, Irak işgali sırasında İran, Irak’da, sünni cihadı yokettiği için DEAŞ önce Irak’da ve Suriye’de Şiilere karşı savaş açtı. ABD uzakta olduğu için Avrupa ülkelerine saldırmaya karar verdi.

DEAŞ, terör faaliyetlerinde Müslümanları ve Müslümanlığa geçenleri kullandı. Genç Avrupalıların doğup yaşadıkları ülkeye karşı savaşmalarına olan bu coşkusu 11 Eylül’ün mirasıydı. 11 Eylül artık El Kaide olmasa da dünya çapında her türlü cihadçıyı heveslendirmişti. Sonuç olarak DEAŞ, Suriye’de bir İslam Devleti kurduktan sonra koalisyon ülkelerinin bombaları ile ve Batılı ülkelerin siber güvenliğe yaptıkları ciddi yatırımlarla çökertildi.

Bugün cihadçılık da evre değiştirdi. Yeni bir aşamaya giren cihadçılıkta nefret girişimcisi insanlar var. Bu insanlar internette İslam düşmanı olduklarını söyledikleri kişileri hedef gösteriyorlar. Yani bunu organize etmiyorlar ve onları öldürme emri vermiyorlar. Radikallerin  gittiği camilere veya kuruluşlara giden kişiler, nefret girişimcisi insanların sosyal ağlardaki söylemlerinden etkileniyor ve harekete geçiyorlar.

Charlie Hebdo binasını yakmaya çalışan Pakistanlı Zahir Hasan Mahmud’un saldırı girişimi, sınıfta öğrencilerine Charlie Hebdo dergisindeki karikatürü gösterdi diye katledilen lise öğretmeni, Nice şehrinde yer alan Notre-Dame de Nice adlı Roma Katolik bazilikası içinde Tunuslu bir göçmenin Hristiyan diye 3 kişiyi bıçaklayarak öldürmesi bunlara birer örnek. Başka vakalar da var.

Evre değiştiren bu cihatçılığın gelişmesi için nefret girişimcisi insanların sürekli internetde olmaya ve takipçilerini heveslendirmeye ihtiyacı var. Kabil’in düşüşü bu cihadçıların çoşkularını, heveslerini artırdı

İslamcıların özellikle sünnilerin içerisinde Kabil’in düşüşü Haçlıların bozguna uğraması olarak algılandı. Müslüman olmayan işgalcilerin Afganistan’dan kovulup Kabil’in ele geçirilmesi Ayasofya’nın, tekrar ibadete açılmasının devamı olarak algılanıyor. Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması 14 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’nın yıldönümünde gerçekleşti ve Türkiye’nin bu hamlesi DEAŞ’ın yenildiği, İslamcıların morallerinin çöktüğü bir dönemde, Siyasal İslamı dünya çapında çok cesaretlendirdi ve onlara yeniden bir umut verdi.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.