Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Güvenli liman olan Türkiye, bloklaşan yeni dünyanın söz sahibi bir ülkesi.

Önce gerçeğin öldüğü savaşlarda her duyduğunuza inanmayın. Var olan bir savaşta ne kadar çok taraf varsa o savaşın bitmesi de o kadar uzun sürer. 1991’e kadar iki kutuplu olan dünyada nerede bir savaş olursa olsun SSCB ve ABD’yi ilgilendiriyordu. Bu iki gücün doğrudan savaşa girdiği cepheler Vietnam ve Afganistan’dı. ABD – Vietnam savaşında SSCB, Vietnam’a tam askeri destek verirken Çin, daha az oranda destek verdi. SSCB, Afganistan’a girdiğinde ise ABD, Taliban’a yoğun askeri destek verdi. Bu iki cephenin haricinde SSCB ve ABD, başka hiçbir yerde doğrudan savaşa girmediler ve yerlerine vekaletlerini savaştırdılar.

 1990’lı yıllarda ABD ve Avrupa Birliği (AB) için değişik ülkelere müdahale etmek daha kolaydı. ABD, iki kez Irak’a yönelik savaşa girerken Avrupa Birliği, (AB) Yugoslavya savaşını gerçekleştirdi. 1991’de SSCB’nin dağılmasıyla çift kutuplu dünya sona erdi ve yerini tek kutuplu dünya aldı. Tek kutuplu dünya da 1997-98’de ABD, Rusya, Çin AB, (AB içerisinde de özellikle Almanya) ile çok kutuplu oldu.

 Rusya, eski etkinlik alanını oluşturamazken yinede kendisini toparladı. En azından Suriye’ye tekrar dönmesiyle Ortadoğu’da yeniden güç haline geldi. Her tarafa yetişemeyeceğini gören ABD ise stratejik öneme sahip yerlerde bölgesel güçlerle daha yakın ilişki geliştirmeye yöneldi. Çok kutuplu olan dünyada ABD ve Rusya, bölgesel gücü tanımak ve ona belirli ödünler vermeye yöneldiler. Yönetimin değiştiği Güney Afrika ve Türkiye ile birlikte Hindistan, Brezilya, bölgesel güçler olarak ortaya çıktılar. Türkiye, ABD -Rusya arasında dünyada en iyi oynayan ve kazanım elde eden ülkedir.

 Dünya yeni bir kapital sömürge sürecindedir ve dünyada uluslararası parasal reform geliyor. Küresel kapital sahipleri ne istiyor? Dünyayı sömürmek istiyor. Buna bağlantılı olarak Mart’ın sonuna kadar dünya yeni bir süreçten ve sıcak bir ortamdan geçecek. Zaten doğru analiz edilirse şu an bile artan oranda savaş dünyası içinde yaşıyoruz. Birçok ülkede savaş var ve bazıları küçük ölçekte olduğu için medyaya yansımıyor ya da dikkat çekmiyor. Özellikle Mart sonuna kadar hergün bir ülkede kargaşaların, çatışmaların, bölünmelerin, savaşların olduğunu ve giderek daha da yaygınlaşacağını göreceğiz.

 Şu an değişik yoğunlukta çatışmaların yaşandığı cepheler Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan-Ermenistan, bazı Afrika ve Latin Amerika ülkeleri, zaman zaman çatışmaların yoğunlaştığı Çin – Hindistan sürtüşmesi ve sıcak bölge olan Doğu Akdeniz’dir. Çatışmaların yaşandığı cephelere baktığımızda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Suriye’den Akdeniz ve Kafkaslar’a uzanan kriz noktalarını birleştirdiğinizde çıkan tablo Türkiye’nin kuşatma altına alınmaya çalışıldığıdır.” sözünün ne kadar doğru olduğunu görebiliyoruz. Çünkü Türkiye, Doğu Akdeniz’de şimdilik durum biraz sakinleşmiş olsa da Irak, Suriye, Libya, Azerbaycan’da savaşın parçası olarak bulunuyor.

 Türkiye’nin dahil olduğu savaşların hiç birisinin nedenini öngöremeyen ve kendilerini oyalayanlar “Erdoğan’ın ihtirasları” ya da “içerde sıkıştılar, onun için savaş çıkarmaya çalışıyorlar” temelinde açıklıyorlar. Katar’daki, Somali’deki askeri üssü ile Sudan’dan, Kızıldeniz’de 99 yıllığına bir adayı kiralamasıyla Türkiye, olabilecekleri önceden gören ve hazırlığını yapan bir ülkedir.

 Ülkenin değişen konumunu anlayamayanlar Türkiye’nin dahil olduğu savaşların tamamıyla ülkeye yeni para girişi veya bu alana sermaye ihracıyla ilgili olmasını, militarizmle tekelcilik arasındaki yakın bağlantıyı göremiyorlar ve bunlara söylenebilecek hiçbir şey bulunmuyor. Kendilerini oyalamaya devam etsinler. Türkiye’nin, 1990 sonrasındaki değişen konumu anlamayanlar türlü gerekçeler getirilerek eskinin sürdüğü zannetseler de oysa dünyanın fokur fokur kaynağını, dünyaca bilinen markaların koşa koşa güvenli liman olarak gördükleri Türkiye’ye geleceklerini de geç anlayacaklardır.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.