Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Milli Hırsız, Milli Rüşvetçi derken şimdi de Milli Damar…

Türkiye, çok hızlı değişiyor ve dönüşüyor.

ABD menşeli, “yeşil kuşak” projesi 1980 Darbesinden sonra İngiltere merkezli yapılanan Kemalist sisteme yerini bıraktı.

1990’dan sonra ABD, Ortadoğu projesine hizmet etmeleri için Türkiye‘de “Ilımlı İslam” yapılanmasına yöneldi. ABD‘nin Özal-Gülen ile dallanıp budaklanan “Ilımlı İslam” projesi Çiller-Gülen ile yola devam ederken 28 Şubat 1997’de Kemalistlere vurdukları darbe ile “Ilımlı İslam“a hizmet edenlerin önleri iyice açıldı. ABD‘nin, “Ilımlı İslam” projesine hizmet edenler daha da güçlendiler ve Erdoğan-Gülen ile de hedeflerine ulaştılar.

2007 yılında ABD merkezli “Ilımlı İslam” projesine hizmet eden Erdoğan-Gülen, Ergenakon, Balyoz adı altında Kemalistleri tasfiye ettiler. Türkiye‘de yaşanan bu kavga, Erdoğan-Gülen kavgası gibi gözükse de bu kavga, onları kurgulayanların kavgası. Ortadoğu‘da yaşanan savaşların Türkiye‘ye yansımasında gözüken de Cemaatin devleti ele geçirerek bir oligarşi kurma hevesiydi.

Şimdi Rüzgar tersine döndü.

2012’de 7 Şubat ve 2013’te de 17-25 Aralık operasyonları ile en üst noktasına tırmanan iç savaşın adına Paralel Devlet dediğimiz yapılanmayla mücadele denildi. 17-25 Aralık ile hedefin kendisinin olduğunu anlayan Recep Tayyip Erdoğan, kendisini korumaları için Kemalistlerle anlaştı ve tutuklu Ergenekon, Balyoz hükümlülerinin tamamı cezaevinden çıktı. HSYK seçimleriyle yargı dizayn edildi ve Cemaatin tasfiyesi başladı. Para kaynakları kurutulan Cemaatin Medya ayağı da ele geçirildi ve beli kırılan Cemaat, tamamen gücünü kaybetti.

17/25 Aralık’la birlikte birbirinden bağımsız küçük gruplar, iktidar sahiplerine hizmet sunmak için sıraya girmiş. Kapılar sonuna kadar açılmış, şimdi dar alanda bu bağımsız örgütler arasında post kavgası yaşanıyor. Şu anda emniyet içindeki bütün grupçuklar, yakın geçmişte Fethullah Gülen tarafından kontrol ediliyordu. 2006 yılından beri devlette örgütlendiklerini iddia eden bu grupçuklar daha da ileriye giderek bir kuruluş tarihi de veriyorlar: 14 Mayıs 2006.

Paralel Yapılanma adı altında yapılan operasyonlardan sonra Hanefi AvcıMilli Damar” dedi ortalık karıştı.

Milli Hırsız, Milli Rüşvetçi derken son günlerde gündemi Hanefi Avcı’nın savcılığa verdiği 17 maddelik dilekçe ile “Milli Damar” gündeme oturdu. Hanefi Avcı,Milli Damar” ile ilgili olarak savcılığa başvuruda bulunmuş ve konunun araştırılması için resmi başvuru yaptığını, ayrıca  örgüte üye olan kişilerin adlarını Savcılığa kapalı zarf içerisinde verdiğini ve bu bilgileri kim sızdırdığını da soruyor. Hanefi Avcı tam olarak devletin kurum ve kuralları dışında ayrı bir hiyerarşiye bağlı işleyen paralel bir devlet yapısından söz ediyor.

Hanefi Avcı‘ın ortaya attığı “Devletin içerisindeki yapılanan yapılar” iddialarından Devletin, haberi vardır diye düşünmek gerekiyor. 2006’da Cemaatten ayrılan ve Cemaatin en güçlü olduğu anda dikkate almadığı bu küçük yapılar ile ilgili Devletin şu an Devlet dışı yapılanmalar ile mücadele ettiğinden (FETÖ/PDY, IŞİD, PKK, DHKP-C vb) bu küçük grupçukları önemsemediği ve sadece izlemekle yetindiğini anlıyoruz. Devletin İstihbarat kurumlarının “Paralel Yapı“nın boşluğuna, onun varisi gibi yerleşmek isteyen bu yapılanma ve bu yapılanmaya yakın duran isimleri bildiğini ve günü geldiğinde de gerekli önlemleri alacağını umut ediyoruz.

AKP‘de siyaset yapıp da paralel yapı ile benim hiçbir işim olmadı diyen kişi sayısı belki de hiç yoktur.

Örgütün amacının paralel yapı operasyonları ile boşaltılan yerlere kendi yandaşlarını yerleştirme, buna karşı çıkanları ise paralelci yaftası ile devre dışı bırakmak, muhalif olduğu kişileri saf dışı bırakmak, siyasi kariyer ve makam edinme gibi özel durumlarda rakiplerini saf dışı bırakmak olduğunu söylüyor. Paralel’den ilham alan bir yapılanma olarak gözüken “Milli Damar” Devletin gücünü kullanarak korku imparatorluğu yaratma stratejisinde. Gücü ve etkinliği Paralel Yapı’ya kıyasla çok sınırlı olsa da “Milli Damar“ın amaç ve yöntemleri Paralel yapının amaç ve yöntemlerine benziyor. Yargı, istihbarat ve emniyet içerisinde, devlet dışı otoritelerden talimat alarak hareket eden gruplar, devlet insicamının bozulmasındaki en önemli etkendir.

Yolsuzlukların üstünün kapatılması çeteleşmenin, iktidarın kişiselleşmesi ise çeteler arasındaki güç savaşının kızışmasının sebebi. Kişiselleşen iktidar tekeli etrafındaki daire otomatik olarak daraldığı için, çelik çekirdek içinde yer alma kavgası kızışıyor. Birey hak ve hukukunun korunması noktasında önemli olan bu kurumlarda görev yapanların, bağlı oldukları otorite mensuplarına haksız ve hukuksuz imtiyazlar sağlamaları devlet içi çatışmaları da körükler.

Bizim için var olan koskoca kurumda Gücün Devletin elinde olması gerekir. Gücün güçlülerin eline geçtiği Devletlerde Devlet güçsüz kalır. Türkiye Cumhuriyet Devleti kurulduğundan beri halen güçlüdür ve bu güç olarak Devleti güçsüz duruma düşürmek isteyen küçük güç odaklarına müsaade etmeyecektir.

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, müritler ve dervişler ülkesi olamaz.” Mustafa Kemal Atatürk

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.