Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

PKK, silah bırakmayacak! Silah kullanmaya ara verdi…

Yasaları çıkartan Siyasal iktidar, toplumdaki tüm maddi ve manevi değerleri paylaştırmaya, dağıtmaya muktedirdir. Ekonomik ve toplumsal yaşamın tamamı yasal düzenlemelere konudur.
Siyasal iktidarı ele geçirmenin iki yolu var. Biri güç kullanarak yönetime el koymaktır. Diğeri ise rızaya dayalı, iktidara gelmektir.
Rızaya dayalı iktidara gelmek seçimle olur. Buna demokratik siyaset diyoruz.
Peki, şiddeti kabul etmeyen, açık, şeffaf , demokratik siyaset yapanlar nasıl iktidara gelecekler?
Ya da verili durumu değiştirmek isteyen demokratik bir siyasi akım değişimi nasıl sağlayacaktır?
Demokratik siyasete inanmışız ve Demokratik yollarla, verili durumu değiştirmek istiyoruz.
Bunun yolu da halkın rızası ile parlamentoya girip, ya bizzat değişimi sağlamaktır yada demokratik yol ve yöntemlerle siyasal iktidarı değişime zorlamaktır.
Halktan vekalet almak, halkın tercihleriyle yönetime aday olmak en demokratik tutumdur.

Abdullah Öcalan iki yıl önce de silahlı mücadelenin artık miadını doldurduğunu dile getirmiş ve mücadelenin bundan böyle siyasal, barışçı yöntemlerle yürütülmesini önermiş, PKK yönetimi de buna evet demişti.
Buna göre ilk aşamada PKK’nin silahlı güçleri sınır ötesine taşınacak, daha sonra ise silahlar tümden bırakılacak, devlet de bunun için gerekli adımları atacaktı.
Ne yazık ki aradan geçen iki yıla rağmen, şu ya da bu nedenle bu gerçekleşmedi.
Silahlı güçlerin pek az bir kesimi sınır dışına çıkarıldı ve iki taraf bakımından da güvensiz ortam sürdü.
Görünen o ki şimdi bu bir kez daha deneniyor.

Daha önceki çağrılarda taraflar, kısa sürede birbirlerini suçlayarak süreci kilitlediler.
Hatta o çağrılar belki de Dolmabahçe‘de yapılan ortak çağrıya göre daha netti.
Bu nedenle de Pratiğini görmediğimiz bir kongre çağrısından ötürü tamamen pembe hayaller kurmak beyhude görünüyor.
Hükümet ve HDP sürekli birbirini itham etti.
PKK tarafı  ‘Hükümet şunu yapacaktı yapmadı’ derken AKP Hükümeti de hep ‘Silahlı unsurlarını dışarı çekeceklerdi ama çekmediler o yüzden ikinci aşamaya geçmedik.’ şeklinde mukabele etti.
Dolayısıyla kimin ne yapacağına dair herhangi bir bilgimiz yok sadece bu suçlamalar üzerinden belirli aşamalarda tıkanıklık yaşandığını görebiliyoruz.

HDP, bir taraftan barışa yönelik teoriler üreterek söylemler geliştiriyor. Çözüme yönelik irade ve tavır ortaya koyuyor.
Bir taraftan da pratiğinde tamamen silaha yatırım yaparak Bölgede silah ve şiddet üzerinden sonuç almak istiyor.
Sonuç olarak HDP, ikili oynayan bir parti ve eçimde HDP‘nin barajını aşması ya da aşmaması çok farklı noktalara taşıyabilir bu süreci.
AKP-HDP/PKK, çözüm süreci adı altında PKK‘nın dağ kadrosuna silah bıraktıracağız demesi olumlu bir adım gözükse de çözüm süreci adı altında PKK, şehir kadrosunu çok ciddi manada silahlandırdı.
Bu silahlanmanın boyutlarını 6 – 7 Ekim olayları ve Cizre olaylarında gördük.

PKK“nın silahlı eylem tarihinde ilk kez; Türkiye’yi temsil eden bir hükümeti ile PKK“ya en yakın siyasi parti (AKP) temsilcileri ortak masada ortak açıklama yaptı.
HDP zaten Meclis’te temsil edilen bir parti ve çeşitli vesilelerle AKP ve hükümet yetkilileriyle görüştüğünden yöntem olarak da bu açıklama gayet doğal
Barış sürecine ya da PKK’nin silah bırakmasına yönelik olarak Abdullah Öcalan’ın silah bırakması için PKK’ye yaptığı çağrıyı ve bu amaçla kongre toplama istemini ortak bir açıklama da yapmış olması kamuoyunda iyi karşılanmış, barışa yönelik umutları canlandırmıştır.
AKP Hükümeti yetkilileri ve HDP heyetinin ortak basın toplantısıyla yapılan silah bırakma kararı ile silahlara veda edilmesine yönelik yapılan çağrı olumlu ama bu mağduriyetin müsebbibi olan iki tarafın kapalı kapılar ardındaki görüşmelerinin şeffaf olmaması, halktan gizlenmesi, sürecin içerisinde başka muhataplarında olmamasından kaynaklanan sıkıntılardan dolayı yine mi bir nihayete ulaşılamayacak? diye düşündürüyor.

Seçim öncesi AKP Hükümeti yetkilileri ile HDP heyetinin yapılan toplantı sonrası ortak basın toplantısıyla HDP‘li vekillerin aktardığı Abdullah Öcalan‘ın silahsızlanma kongresi çağrısı elbette siyasetin önünün açılması noktasında olumlu bir çağrı Güneydoğu Anadolu bölgesinde halkı heyecanlandırdı ama bu doğrudan bir silahsızlanma çağrısı değil. Abdullah Öcalan‘ın çağrısı KCK‘ya yönelik ‘Silah bırakmayı tartışma‘ya yönelik bir çağrı.
Nihayetinde zaten çözüm sürecinden maksat PKK‘nın silah bırakması ve buna karşılık siyasi zeminin müsait hale getirilmesi. ama yapılan silah bırakma kararı için PKK‘nın kongresini toplaması çağrısının yapılmış olması seçim yatırımı olduğu için Toplumun farklı kesimleri bu sürece kuşkuyla bakıyorlar. Çünkü endişeler var.

Abdullah Öcalan’ın müzakerelere esas alınmasını istediği 10 maddede, kadın sorunu, kültür sorunu, çevre sorunu gibi sorunların adı tek tek sayılırken bunlar ülkenin demokratikleşmesi bakımından bazı soyut başlıklar.
Söz konusu 10 madde Türkiye’nin bir bütün olarak demokratikleşmesine ilişkin, çoğu da yuvarlak, soyut ifadeler.
Ayrıca bunlar da müzakere konuları olarak sunuluyor.
İçinde Kürt sorununun çözümüne yönelik herhangi bir somut talep yok.
Müzakere konusu 10 Maddede Kürt sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir somut talep olmadı.

Birçok etkenin işin içinde olduğu 10 maddede hangi hususlar üzerinde anlaşıldı? PKK silahları bırakmaya ne kadar hazır ve istekli? Abdullah Öcalan dediğini yaptırabilecek mi? Hangi sorumluluğu kim üstleniyor? Bir uzlaşma var mı yok mu, varsa uzlaşılan şeyler ne, taraflar demokratikleşmeden ne anlıyorlar? Bire bir taraflar arasında ne konuşuldu? Pazarlık neyin üzerinde yapıldı ve bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?
Kalıcı bir düşmanlık yoktur, tıpkı dostluklar gibi.
Türkiye’nin demokratikleşmesi elbet güzel olur, bu hepimizin isteği ama kapalı kapılar ardından yapılan görüşmelerin detayını bilmiyoruz.
Bu çağrıya giden süreçteki görüşmelerin detaylarını kamuoyu bilmiyor ve toplumun farklı kesimleri bu noktada ikna edilmedi.
Servis edilen bilgilere dayanan bazı değerlendirmeler dışında birinci elden edinilebilmiş bir bilgi olmadığı için Süreç içerisinde de hep bu noktada tartışmalar yaşadı taraflar.

Baraja rağmen seçime parti olarak girdiği için elini güçlendirmek isteyen HDP, Dolmabahçe açıklamasında yaptığı manevrayla toplumun farklı kesimlerine bu çağrı üzerinden ulaşarak, baraj sorununu çözmek ve toplumun doğusunda da batısında da barış üzerinden oluşan beklentiyi oya tahvil etmek istiyor.

PKK silah bırakmalı, devlet ise siyasetin önünü açmalı ve somut adımlar atmalı ama PKK, o zaman şartlar gereği silah kullandım, şu anda şartlar gereği silah kullanmaya gerek duymuyorum normal kendimi ifade ediyorum diyor.
Şartlar bozulduğunda Silah kullanmaya ara verdim diyen PKK‘nın silaha dönmeyeceğinin garantisi yok. Yani PKK, silah bırakmayacak
Askere, polise, kamu kuruluşlarına yönelmeyecek ama sahada; diğer siyasi partilere, muhaliflere yönelik baskısını devam ettirecek.
Çatışmasızlık bozulmasın diye sivil insanlar bu baskıya seyirci kalacak.
Oysa Sivil ve muhaliflere yönelik her türlü şiddet bırakılmalı
Şiddet bir şeyi halletmiyor, bir kısır döngüye neden oluyor.
Çatışmaların durduğu, silahların sustuğu dönemlerde; hem taraflar, hem de toplum daha aklı selimle hareket ediyor.
Bu nedenle çatışmasızlığı , şiddettin bırakılması her halükarda olumlu.
Bu çağrı müspet bir gelişmedir ama tabi ki, taraflar bu noktada samimi olursa.
PKK‘nin şu anki fiili çatışmasızlık sürecini sabitleştirmemesinin analamı, bugün devletle anlaşılır ama seçim sonrası ne olacağı belli olmaz
Eğer süreç başarısız olur, devlet bunu kolaylaştırmaz, PKK silah bırakmaz da yeniden bir çatışma ortamına girilirse PKK, devlet karşısında kalıcı olarak bir pozisyon alacaktır ve bu herkes için çok kötü olur.
Çatışmasızlık olacaksa, gerçekten samimiyet varsa, iradeler üzerindeki ipotek kaldırılmalıdır
Kalıcı bir barış için bölgede özgür bir ortam olmalı ve sağduyu egemen olsun, bu kez olumlu sonuç alınsın.

Türkiye Coğrafyasında Halkın örfü de adeti de İslam’a göre şekillendiğinden İslami olmayan bir düşünce, İslami olmayan bir şahsiyet, İslami olmayan bir fonksiyonun burada kabul görmediğini görmekteyiz.
Kürtlerin de genel tarihine bakıldığı zaman bu Halk, İslam’i bir duyarlılığa sahip olduğundan, kardeşliğin ortak paydası da İslam’dır.
Bu örf ve âdete göre olmayan bir sistem, bir çözüm, elbette ki netice vermez ve Maya tutmadığı gibi Tutmayacaktır.
Dolayısıyla yapılması gereken, Bu halkın dini değerlerine bu halkın örfüne, âdetine uygun bir şekilde bir çözümün serdedilmesi gerekir.
Öznesi İslam olmayan, öznesi Müslüman olmayan bir çözümün bir sürecin bu topraklarda maya tutmayacağını herkes biliyor.
Süreci şu an yürütenlerin bu durumu görmesi gerekir, bilmesi gerekir.
Dine ve dindara, İslam’a yönelik Dini hassasiyetlere yönelik saldırılar terk edilerek sonlandırılırsa niye olmasın.

Bölgede yaşanan ve Çözüm Süreci adı altında AKP Hükümeti ve HDP/PKK arasında yürütülen çalışmalar bölge halkını tatmin etmediği gibi aksine süreci bir çıkmaza doğru götürüyor.
Bu son 2 yıllık süreç ile başlayan Çözüm Süreci ile yaşanan bu mağduriyetlerin bir şekilde nihayetinde erdirilmesi düşünülmüyor.
Bu bağlamda sürecin bundan sonraki kısmı daha şeffaf yürütülmeli
Bu süreç başından beri halk tarafından desteklenmiştir.
Mademki, halk tarafından desteklenmiş, o halde halk, kendisi için alındığı iddia edilen kararlardan haberdar olması ve doğru olarak öğrenmesi gerekir.
Toplumun farklı kesimlerini de ikna edecek bir süreç yönetimi esas alınırsa Süreç, ancak bu şekilde sağlıklı yürüyebilecektir.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.