Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Vekalet savaşı sahasına dönen Suriye’de, ömrü uzun süreceğe benzeyen “Şiilik-Sünnilik” amansız bir savaşa tutuştu.

ABD‘nin Irak ve Afganistan’ı işgaliyle başlayan istikrarsızlıklar Irak ve Suriye‘deki iç savaşı doğurdu.

Ortadoğu tarihinin en büyük savaşlarından biri. olan Fars-Arap savaşında her iki taraf insanları biz, haktan yana olduğumuza inanıyoruz diyerek savundukları inançlar için hayatlarını veriyorlar.

Suudi Arabistan ve beraberindeki Sünni koalisyon ülkelerinin Yemen‘e başlattıkları kara harekatı olmadan hava saldırısının başarısız olacağını anlayan Suudi Arabistan, kara harekatında başarılı olacak olan Pakistan‘ı işin içine dahil etme çabalarının sonuç vermemesi zor duruma soktu ve İran‘ın bölgede artan nüfuzundan korkan Suudi Arabistan tekrar İran’ın genişlemesinin önünü Suriye‘de kesmek için ittifaklara geçti.

ABD‘nin İran ile Nükleer Müzakere anlaşmasını yapması ABD‘nin, kendilerini arkadan vurduğu ve genişleyen İran nüfuzuna karşı kendilerini savunmasız bıraktığını söyleyen Sünni koalisyonu çok kızdırdı.

İran karşıtı Suudi Arabistan, Suriye‘de Türkiye ile beraber ABD‘nin, Suriye’de bombaladıkları İslamcı aşırıları destekleyerek “bölgesel Sünni ekseni” oluşturarak muhalefete destekte başı çekmelerinin gerekli kıldığı anlamına geldiğini vurguladılar.

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ortak yaklaşımı, Sünni bölgesel güçlerin çıkarlarının Suriye’de ABD’nin çıkarlarından nasıl ayrıldığını açıkça gösterirken Bölgemiz her zamankinden daha çok uzun sürecek bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Türkiye‘nin “askeri çözüm” konusunda çok umutlanmasına rağmen Suriye, vekalet savaşı için “bir askeri çözüm, çözüm olmayacaktır” diyen ABD Başkanı Obama, “Suriyedeki durum yürek burkuyor ama son derece karmaşık. Bu, ABD’nın tetiklediği bir şey değil ve ABD’nin durdurabileceği cinsten bir şey de değil. Derin geçmişi olan kinlerden kaynaklanan bir iç savaş söz konusu” dedi ve “kendi görev süresinin sonuna dek çözülmesini beklemediğini” belirtti.

Beşşar Esad ve IŞİD‘e karşı olduğunu söyleyen Ahrar eş-Şam’ın subaylarından Abdüllatif el-Sabbagh, ABD, IŞİD‘i bombalıyor ama Beşar Esad’a karşı hiç bir şey yapmadığı için bir araya gelerek “Fetih Ordusu“nu kurduk diyor.

ABD, ılımlı olarak varsayılan grupların çoğuna mali yardımı kesmeye başlandığını el-Hazm’a yapılan yardımın yarıya indiğini, asi Faruk Tugayı’na yapılan mali yardımın tümünün kesildiğini iddia ediyor.

Halep’in rejimin elindeki kesimine karşı bir saldırı için hazırlandığı söylenen Fetih Ordusu’nun, Kuzey Suriye’deki İdlib’de var olan komuta merkezine Parasal yardımı Suudi Arabistan, yapıyor.
Türkiye, Nusra’nın etkisini zayıflatacağını iddia ettiği IŞİD’e karşı savaşmış olan Ahrar eş-Şam’la bağlantısının olduğunu kabul ediyor ve bütün bu örgütlere geçiş sağlayarak söz konusu örgütlere her türlü lojistik ve istihbarat desteğini oluşturuyor.

Türkiye’nin Suudi Arabistan ile birlikte Suriye’deki yeni oluşan “Fetih Ordusu”na ve bu yeni askeri güçün belkemiğini oluşturan el-Kaide’nin Suriye kolu Nusra’ya dolaylı, Ahrar eş-Şam adlı Selefi örgütü doğrudan destek vermesi Türkiye’nin yakın geleceğinde önlenemez iç tahribata yol açması olabilir.

Suriye‘de IŞİD’in cazibesini önlemeyi düşünen Türkiye‘de bir taraftan IŞİD‘in yenilmesine katkıda bulunmak, bir taraftan da rejimin değişmesi için özünde IŞİD ile aynı ideolojideki “Selefi-İslamcı” gruplar ile birlikte Beşar Esad‘a karşı mücadele mi ediyor?

Recep Tayyip Erdoğan Dış Politika ile geleceğini tamamen “Suriye’de Türkiye ne olacak?“a bağlamış.

Suriye‘deki Fars-Arap rekabetinin vekalet savaşında Sünni cepheyi Körfez monarşileri ve müttefikleri  yani Recep Tayyip Erdoğan’ı IŞİD temsil ediyor.
IŞİD‘in zayıf olduğu yada olmadığı yerlerde IŞİD ile ideolojik yakın akrabalık içinde olan Nusra gibi, Ahrar eş-Şam gibi güçler temsil ediyor.

Bölge çapındaki “vekalet savaşı”nın merkezi olan Suriye acımasız ve akıl almaz ölçülerde tahripkar bir “mezhep çatışması” alanına dönüşürken Türkiye‘nin de nereye doğru yöneldiğinin ipuçlarını vermektedir.

Recep Tayyip Erdoğan, mezhepçi siyasi pozisyonu nedeniyle Suudi Arabistan ile birlikte Dış politikasının geleceğini belirlemek için bir tür çıkışı olmayan uzun süreli bataklığa Türkiye‘yi saplıyor…

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.