Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Suriye’deki, savaşın içindeki savaşın merkezi İdlib’e, operasyon yaklaşıyor…

Orta Asya Türklerine hiç de uymayan kökeni Selefilik’e dayanan Vahhabilik, Bölgeye 1979’daki Afganistan savaşında oldukça önemli bir rol oynamış olan Suudi Arabistan kanalıyla CIA kontrolünde geçti ve nüfuz etti. 1979’da Afganistan’ı işgal eden Rusya’ya karşı maddi desteğini Suudi Arabistan aracılığıyla Arapların, Silah yardımı işini ABD ve İngiltere‘nin üstlendiği bölgede büyük bir cihat endüstrisi kurularak dünyanın bir çok bölgesinden gelen savaşçılara selefi – cihatçı eğitim verildi.

Orta Asya Türklerinde özellikle Özbekler arasında Selefi/Vahabiliğin yaygın olması 1917 sonrası Ruslara karşı başlatılan Basmacı Hareketi sonrası çok sayıda Özbek’in Suudi Arabistan’a yerleşmesi daha sonra da soğuk savaş zamanı ABD/Batı‘nın, Türkiye‘de, eğiterek Ruslara karşı kullanması sayılabilir. Tacikistan da, Afganistan’daki 1979 Taliban hareketine önemli sayıda savaşçı gönderdi. 1996’da Özbekistan, 1997’de de Uygur kökenli radikal Selefi/Vahhabi hareketler aktifleşmeye başladı

ABD‘nin, tek kutuplu dünya projesinin 1991’de gerçekleşmesiyle SSCB, dağıldı. SSCB’nin dağılmasından sonra Orta Asya ülkelerinde dini taleplerin nasıl karşılanması gerektiği konusunda kafalar hayli karışıktı. ABD/Batı, petrol rezervleri ve uranyum madenleri bakımından zengin olan Asya/Pasifik‘i kuşatma stratejisinde Orta Asya‘yı, dini radikalizmin mayalandığı bir ana rahmi haline getirdi.

1991 sonrasında Selefi/Vahabi gelenek Rusya, Çin, Moğolistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan‘da büyük örgütlenme gerçekleşti. ABD/Batı, Türk kökenli gençleri Selefi/Vahabi Medreselerin olduğu ülkelerde eğitti. Çin‘de de Suudi Arabistan aracılığıyla Doğu Türkistan, Uygur Özerk Bölgesi‘nde vd. Selefi/Vahabi Medreseleri açmaya başladı ve Türk kökenli çocukları buralarda eğittiler.

ABD/Batı, Asya-Pasifik‘te istikrarsızlığın hesaplarını yaparken ABD‘nin tek kutuplu dünya projesinin çökeceğini gören Çin, 1997-1998’de Emperyalizm olma yarışında bundan sonra bende varım dedi.

Atlantik ve Avrasya arasındaki mücadelenin 2011’de başlayan Suriye ayağında ABD/Batı, Selefi/Vahabi medreselerinde yetişen Türk kökenli Radikal İslamcı Teröristleri Suriye‘de, Beşar Esad‘a karşı oluşturulan koalisyonla Suriye’ye getirdi. Türk kökenli Radikal İslamcı Teröristlerin Suriye‘de, Beşar Esad‘a karşı savaşması için getirilmesinde AKP hükümeti de aracı oldu.

Suriye‘de savaşmak için aileleri ile birlikte gelen Radikal İslamcı teröristler Türkiye‘yi, Suriye’ye, geçiş yeri olarak kullandı. Türkiye‘de yaşayan Türkler de aileleri ile birlikte gelen Radikal İslamcı Teröristleri Türk zannetti. Oysa Türklüğünü unutarak Selefi/Vahabi misyonerliği üstlenen bu Türklerin, her ne kadar üst kimliği Türk olsa da Türklerin kardeşi değil ve Türkiye’deki, Türkler için büyük tehlike oluşturacağı sonradan görülecekti. Çünkü Türk Devletlerinden getirilen Radikal İslamcı Teröristler Türk Milliyetçiliği için değil Ümmetçilik için getirtildi.

Afganistan sonrası radikalleşmekten kurtulamayan ve engelleyemeyen Orta Asya, Ortadoğu’ya savaşmaya gidenlerin özellikle Suriye sonrası yeni bir çatışma alanı olarak Orta Asya’ya taşınabileceğini ve yeni bir kaosla karşı karşıya kalabileceğini biliyor. Bu nedenle de Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, 2016’da yaptığı açıklamada Selefi/Vahhabi geleneğinde yetişen bu teröristlerin Suriye’den çıkmasını istemedi. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin‘in, açıklamasından sonra Beşar Esad‘da bunların toplu olarak imha edilmesini yada edilmeyecekse geldiklere yere geri gönderileceğini söyledi.

Ve Radikal İslamcı Teröristler Suriye’nin, farklı bölgelerinden İdlib‘e toplattırdı. İdlib‘te sıkışan ve alanı daralan Radikal İslamcı Teröristlerin asıl tehdit merkezini Türkiye oluşturacak. Radikal İslamcı Teröristlerin toplatıldığı İdlib, Türkiye için tahmin edilenden çok daha zorlu geçecek. Radikal grupların yeni bir çatışma alanı olarak Orta Asya’ya taşınma tehdidi bölge ile tarihi, kültürel ve kimlik bağları bulunan Türkiye için oldukça riskli bir süreci doğururken Türkiye‘yi, bekleyen en büyük tehlike olacak.

Önümüzdeki günlerde Suriye’deki, savaşın içindeki savaşın merkezi İdlib olurken bunların ne olacağı konusu Türkiye açısından fazlasıyla kritik öneme sahip bir konu. İdlib‘te, baskınlardan sıkışacak Radikal İslamcı Teröristlerin kaçacağı en yakın yerin Türkiye olması yeni bir krizle karşı karşıya getirebilir. Halep‘te, olduğu gibi bunlara koridor açma bahanesiyle Türkiye’ye, geçmelerine izin verilirse Türkiye‘yi, zor bir süreç bekliyor demektir.

Nedeni de Orta Asya’dan getirilerek Suriye‘de Beşar Esad‘a karşı savaştırılan Radikal İslamcı Teröristler, Kevgire dönen Türkiye – Suriye sınırından girip çıkarken Türkiye‘nin, her tarafını çok iyi öğrendiler ve çok iyi biliyorlar. Türkiye‘den giriş yapan ve Türkiye‘yi bizim kadar bilen Radikal İslamcı Teröristler Türk toplumundaki kırılma, fay hatları ve hassas uçları da iyi biliyor. Selefi/Vahabi sapıklarına siz Türk kardeşimiz gözüyle baksanız da onlar Türklere kardeş gözüyle bakmaz ve üzülmez. Selefi/Vahabi kardeşlerine üzülür.

Peki bu tehlikeden nasıl korunur?

Radikal İslamcı Teröristlere karşı mücadele sadece polisiye ve askeri önlemlerle kalmaması gerekiyor. Radikal İslamcı Teröre Toplumsal desteği ve eğilimleri azaltmak için konusunda yetişmiş bürokrat, güvenlik elemanı ve din adamlarıyla gençleri etkileyecek kültürel, ideolojik bir güvenlik perspektifi geliştirmek gerekir. Yazılı ve görsel medyada Radikal İslamcı Teröre eğilimleri azaltacak unsurları görünür kılmak ve yaymak gerekir.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.