Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Tarikat/Cemaatleri zayıflatmanın Panzehiri Laikliği güçlendirmektir…!

ABD‘nin, Türkiye‘ye el alması Cumhuriyet‘in, kurulmasından önceye dayanır. ABD, Osmanlı İmparatorluğu ile 1831 yılında diplomatik ilişkiler kurmaya başlar. ABD‘nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile diplomatik ilişkilerinin başlangıcı da 1927 yılıdır.

ABD-Türk ilişkileri adı altında 12 Temmuz 1947 tarihinde “Ekonomi ve Teknoloji İşbirliği Anlaşması” ile kapana kıstırdığı Türkiye‘yi, soğuk savaşta iki kutuplu yarattıkları dünyada korkutarak 1952’de NATO‘nun, müttefiki yaptı. Bu tarihten sonra da Türkiye, ABD/Atlantik‘in, hizmetçisi oldu.

ABD-Türk ortaklığı karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu diyen ABD‘nin, vaat ettiği ama hiç gerçekleşmeyen güvenlik yardımına Türkiye, Altantik‘e bağımlılığını ABD‘nin, komşularımız olan İran, Irak, Suriye‘de uyguladığı politikalarında, İncirlik üssü yoluyla Afganistan’a gönderilen malzemelerle, NATO‘nun, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kontrol etmesiyle gösterdi. ABD, terörle mücadelede de Türkiye’nin, hiçbir zaman yanında olmadı.

ABD‘nin, NATO müttefiki yaptığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘ne her istediği politikasını uygulatabilmesi için iktidarın kendi kontrolünde olması gerekiyordu. İslam ülkelerinde, iktidara giden yolun tarikatlardan geçtiğini bilen ABD, bunun da din, mezhep, etnik örgütlenmeleri kullanmaktan geçtiğini biliyordu. ABD, Siyasetle İslam’ı aynı şey olarak gören Tarikatları güçlendirmek için de Laikliği hedeflerine koydu. Çünkü Laikliğe ve demokrasiye öfke, tarikatları daha da güçlü kılacağını bilir.

ABD‘nin ve yerli işbirlikçilerin kullandığı, kullanışlı aygıt olan Tarikatlar, iktidara giden yolda istismar örgütleridir. Dini bir örgüt olan Tarikatın lideri, üyelerini kontrol altında tutabilmek için üyesine sürekli bir şeyler vaat eder. Fakir ve kimsesiz çocukların eğitiminden yola çıkan Tarikatların bu çocukları ABD Emperyalizminin hizmetçisi haline getirmek için de bunları borçlu hissettirir. Bunu da Sınavlarda cevapları vererek yada sınav komisyonunu kendilerinden oluşturarak gerçekleştirir. Kendisine bağlı olan siyasilerden birisini gönderip diğerini getiren bu terör örgütü tarikatların ABD ile nasıl kuvvetli bağlar kurduğunu anlayamayız.

Sivil toplum kuruluşu (STK) tanımını ilk yapan Antonia Gramsci‘ye göre STK, güçlü devlete karşı halkın kendini koruyacağı kurumlardır. Yani STK‘lar, din ve mezhep kökenli değil. Avrupa’daki bazı STK‘ların, Hristiyan tarikatlarla mücadele ettiği de bilinir.

İktidarı kendi doğrultusunda kullanmak için Din, mezhepsel ve etnik örgütlenmeleri iyi kullanan ABD Emperyalizmi, Türkiye‘deki, bazı STK’ları da Tarikatlara bağlantılı Milli değerlere sahip çıkartarak kullandı. Bu STK‘lar, bir kaç kişiyi sus payı olarak nemalandırıp lideri olduğu STK‘ları amacının dışına hizmet ettirmek için birilerine/bir yerlere peşkeş çektiler. ABD ve yerli işbirlikçi hainlerini zayıflatmanın panzehiri laikliğin güçlendirilmesidir.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.