Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Türkçülerin ve İslamcılarının Ayasofya davası din yada ibadet ile ilgisi değil.

İslam dininin değil de Arapçanın izlerini Türklüğün üzerinden atmak isteyen Kemalizm, dini millileştirmek adına 30 Ocak 1932 tarihinde ilk Türkçe ezan Fatih Camii’nde okutuyor. Türkçe okutulmasındaki amaç insanlar okuduğunu anlarsa dinin aradaki aracılara ihtiyacı kalmaz. Müzeleşmeden iki yıl önce (3 Şubat 1932) Kadir Gecesi’nde, Ayasofya’da Türkçe Kur’an okuma merasimi düzenleniyor. İslamcı kesim iktidar alanlarını tehdit ettiği için bu uygulamaya karşı duruyorlar.

 Osmanlıcı milliyetçilik 1950’li yıllarda Kemalist milliyetçiliğe bir itiraz olarak ortaya çıkıyor. Kemalist milliyetçiliğin reddiyesi ve Osmanlı mirasının sahiplenilmesi fikri üzerinden şekilleniyor. Ayasofya‘da burada Türkçülerle milliyetçi-muhafazakarları birleştiren Osmanlıcı ideolojinin parolası ve bu düşüncenin sembolü oluyor. Bu söylem etrafında birleşmeye, örgütlenmeye başlamaları ve bunu kampanyalaştırmaları 1950’lerin başından itibaren gündem oluyor. 1950’li yıllar Türkçe ezanın kaldırılıp ezanın özgürleşmesi gibi, Ayasofya’nın da tekrar camiye dönüştürülüp özgürleştirilmesi kurucu Kemalist ideolojiye karşı Osmanlıcı-milliyetçi ideolojinin itirazlarının da yüksek sesle dillendirilmeye başlandığı dönemdir. Türkçülükle İslamcılığın kesişme noktasında yer alan Ayasofya’nın cami olması, Osmanlı’dan kopmak ve yepyeni bir toplum yaratmak isteyen Kemalist ideolojiye net bir karşı çıkıştır.

 Türkiye, 1960’lardan sonra Kemalizm ideolojinin amacını Sosyalizm bayrağı altında gerçekleştirmek istedi. Bu sürece de “Birinci Milli Kurtuluş Savaşı“nın devamı olarak “İkinci Milli Kurtuluş Savaşı” adını verdi. Almanya, 1960 sonlarında başladığı toplumu kültürel yönden değiştirmeyi başardı ama Türkiye başaramadı.

 1950’lerde başlayan fetihçi, İslamcı, Osmanlıcı milliyetçilik ideolojisine göre Ayasofya yeniden cami olmadan, fetih tam anlamıyla gerçekleşmiş sayılmazdı. Bu düşünce 1969’dan itibaren Milli Görüş hareketi tarafından da sahiplenildi. Milli Görüş’ten sonra da AKP bu ideolojiyi üstlendi.

 Türkiye, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra İslamcılığı dışlamadan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri‘nde Türkçülük ideolojisiyle yeni kurulan Rusya ile etkinlik mücadelesine girdi ve kaybetti. Kaybetmesine rağmen yılmadı. Türkiye, AKP ile birlikte İslamcılık ve Osmanlıcılık ön plana çıkartılarak Orta Asya Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Afrika‘ya yöneldi ve başarılı oldu.

 Ayasofya‘nın ibadete açılıyor olması pat diye ortaya çıkan bir konu değil. Trabzon Ayasofya‘nın camiye dönüştürülmesi, İznik Ayasofya‘da ibadet düzenlemesi İstanbul’un, fethinin sembolü Ayasofya‘nın ibadete açılacağını gösteriyordu. Roma tapınağından, Bizans kilisesinden, Haçlı kilisesinden ve Osmanlı camiinden kalıntı barındıran Antalya’daki Kesik Minare, yeniden inşa edilirse burası da ibadete açılacaktır.

 Osmanlı’dan uzaklaşmak isteyen Kemalizm başarılı bir model sunamayınca Cumhuriyet değerlerini savunan ve Kemalist olarak bilinen CHP‘nin de desteğiyle eskisi yükselmeye başlayarak Ayasofya’nın ibadete açılması ile de Osmanlı’ya geri dönüşte bir adım daha atıldı. Ayasofya‘nın müzeleştirilmesi Türkçü-İslamcı kesimde ihanet olarak görüldüğünden sağın mağduriyet söylemiydi. Sağ Ayasofya‘yı, Kemalizmle de Batı’yla da hesaplaşmak için bir aracı olarak kullanılıyordu. Türkçü-İslamcı kesimde Kemalist Batılılaşmayla hesaplaşmanın son kalesi olan Ayasofya, ibadete açıldığına göre mağduriyet de hesaplaşma da ortadan kalktı.

 Sonuç : Ayasofya ister cami, ister müze, olarak kalsın. Acaba Ayasofya‘yı, tarihsel ve kültürel katmanlarıyla yaşayan bir mekan haline getirebilir miyiz?

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.