Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Türkiye, Azerbaycan ile Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ve Balkanlar hesabına devam ediyor.

Dağlık Karabağ Savaşı’nda Rusya’nın, savaş uçağı ve füze sistemini Erivan’a teslim etmesi, İran’ın açıktan gaz ve petrol desteği ve ABD’deki Ermeni lobisinin desteği ile Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı işgal etmiştir. Ermenistan’ın bu işgalini destekleyenler olarak Rusya ve İran açıkça görülse de bölgede etki oluşturmak isteyen diğer aktör de bu işgalden memnun kalmıştır. Erivan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi, Türkiye’nin Bakü ve onun üzerinden Orta Asya ile bağlantısını koparmıştır. Yani Türkiye hem Hazar Denizi üzerindeki enerji kaynaklarından hem de Orta Asya ile gerçekleştirebileceği siyasi yahut ekonomik entegrasyondan da mahrum kalmıştır.

 Hem Ermenistan’a hem de Azerbaycan’a silah sağlayan Rusya, Ermenistan’a, daha modern ve üstün olanlarını verirken ABD/AB, Ermeni lobisinin baskısından dolayı Bakü’ye silah tedarik etmemektedir. Türkiye, Azerbaycan’a önemli miktarlarda silah ve askerî teçhizat sağlasa da Azerbaycan’ın silah ihtiyacının çok büyük bir kısmı İsrail tarafından karşılanmaktadır.

 Ankara ve Tel Aviv arasındaki ilişkiler bozulsa da Azerbaycan-İsrail ilişkileri Türkiye’den bağımsız olarak gelişmeye devam etmiştir. Azerbaycanlı Yahudilerle sıkı temas halinde olduğu bilinen İsrail’in, Azerbaycan ile ilişkilerinin büyük kısmı yerin altındadır. Dağlık Karabağ meselesiyle yakından ilgilenen Azerbaycan Yahudileri, İsrail ile ilişkilerin önemli avantajlar sağlayabileceğini planlayarak komşularıyla sorunları olan ve desteğe ihtiyaç duyan İsrail’in Azerbaycan ile yakınlaşmasında önemli katkılarda bulundular.

 İsrail’in Azerbaycan ile geliştirdiği sıkı ilişkiler İran-Ermenistan ittifakına karşılık olarak sunulsa da İsrail’in Azerbaycan politikasının en önemli unsurlarından biri enerji tedarikidir. Petrol ve doğalgaza ulaşım sıkıntısı çeken İsrail, 1992 yılından itibaren bu konuda önemli bir tedarikçi olarak gördüğü Azerbaycan’ın petrol şirketleri ile İsrail’e tankerlerle petrol taşımaktadır.

 İsrail’in Azerbaycan ile yakınlaşması Ermenistan’da İsrail karşıtlığını yükseltirken ABD haricindeki tüm aktörlerin rahatsızlık duymasına yol açıyor. Sonuç olarak İran’ın hem İsrail hem de Azerbaycan ile sorunlu ilişkileri bulunuyordu ve İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak gören İsrail – Azerbaycan’ı yakınlaştırıyordu. İsrail’in bölgede artan varlığından Türkiye ve Rusya gibi Güney Kafkasya jeopolitiğinin en önemli iki aktörü de rahatsızdır. Azerbaycan’ın İsrail’e verdiği değeri, İsrail’in Azerbaycan’a vermediği görünürken bu yakın ilişkiden dolayı Müslüman devletler de Bakü karşıtı bir politika başlayabilir.

 Azeri halkı bölünmüş bir halktır. Küçük bir bölümü Türkiye’de, büyük bir bölümü de İran’da yaşamaktadır. Azerbaycan’ın İran ile sınırı bulunuyor ve İran nüfusunun yaklaşık yüzde 30’u Azeridir. İran, Şiilik üzerinden Azerbaycan’da etkinlik kurarak Bakü’nün dış politikasına yön vermek isterken Azerbaycan bunu tehdit olarak görüyor. Azerbaycan’da etnik temelli bir Türk milliyetçiliği söylemi baskın olduğundan bunu da Tahran büyük bir tehdit olarak görüyor. İsrail’in Azerbaycan ile yakınlaşması, Tahran için başka bir tehdit oluşturmaktadır. Azerbaycan – Ermenistan arasındaki savaşta doğrudan Ermenilere destek veren Tahran, Azerbaycan halkının büyük tepkisini çekmiştir.

 Vladimir Putin ile birlikte Rusya’daki Yahudi lobisinin katkısıyla Rusya ve İsrail arasındaki ilişkiler oldukça stratejik bir boyut kazansa da Moskova’nın Ortadoğu’da Suriye üzerinden artan etkisi, iki aktörü karşı karşıya getirmiştir. Rusya’nın Ortadoğu’da güçlenen varlığına İsrail, Güney Kafkasya üzerinden cevap verirken Moskova ile de uzlaşmayı öncelemektedir.

 Türkiye, Soy, dil ve din açısından kardeş olan Azerbaycan’ın en önemli destekçisidir ve tüm uluslararası kuruluşlarda birbirlerinin politikalarını desteklemektedirler. Dağlık Karabağ Savaşı’nda da Bakü’ye koşulsuz destek veren Ankara, Azerbaycan ile birlikte Ermenistan sınırını kapatarak Erivan’a ambargo uygulamaya başlamış ve bu ambargo halen devam etmektedir.

 İsrail ile 1990’larda çok iyi ilişkilere sahip olan Türkiye, Tel Aviv’in Bakü ile yakınlaşmasına da yardım etmiştir. 2002 sonrası Türkiye’nin, dış politikasında yaşanan değişimi Türk halkının Ortadoğu ile olan etkileşimini artırırken Türkiye’deki İsrail algısını değiştirmiştir. Özellikle 2009 yılında gerçekleştirilen Davos toplantısında dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın “one minute” çıkışı ve 2010 yılında meydana gelen Mavi Marmara olayı, Türkiye-İsrail ilişkilerini bozmuştur.

 İsrail ile bozulan ilişkilerin ardından Türkiye, savunma sanayiinde yerli üretim çalışmalarını artırarak kısa sürede önemli adımlar atmayı başarmış ve böylece İsrail, silah ticaretinde büyük pazarlardan biri olarak gördüğü Türkiye’yi kaybederken İsrail’de 2012 yılından itibaren Azerbaycan ile daha fazla yakınlaşarak Türkiye’den doğan açığı Azerbaycan ile kapatmaya çalışmıştır.

 1990-2000 yılları arasında Türkiye, konumunu geniş bir alanda değiştirdi. SSCB ile Doğu Avrupa ülkelerindeki sosyalist rejimlerin dağılmasının ardından Türkiye özellikle Kafkasya ve Orta Asya’da önemli bir güç olarak ortaya çıkarken Ortadoğu’daki konumu da değişmişti.

 Türkiye, 1990’lı yıllarda Kafkasya, Orta Asya’da Türkçülükten Türk-İslam anlayışına kayarak askeri yönü ağır basan politikalar üretti, sermaye ihracı vardır ama oldukça zayıftır. Türkiye, 2000’lerde Orta Asya ve Kafkaslardan büyük oranda çekilirken Ortadoğu’da önemli ataklara kalktı ve konumunu güçlendirdi. Türkiye’nin, askeri yönünün güçlenmesinin yanı sıra sermaye ihracı da önem kazanmıştır.

 1990 öncesinde dünyanın herhangi bir köşesinde SSCB ve ABD’nin içinde bulunmadığı herhangi bir çatışma olamazdı. Bu anlayış eskilerde kaldı ve artık bölgesel işbirliği geliştirmeden mümkün değildir. 1990 sonrasında ve özellikle 1990-2000 arasındaki geçiş döneminin ardından çatışmalara çok sayıda politik aktör katılıyor. Önemli her çatışma küçük bir dünya savaşı gibi oluyor. Örnek : Suriye, Libya, Yemen, Doğu Akdeniz ve bu çatışmalarla birlikte bölgesel güçlerin dünya çapında yükselmesini görüyoruz.

 Türkiye, önce bölgesel (Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Balkanlar) güç olarak sınırlarını belirlemek daha sonra da küresel güç olarak kendisini kabul ettirmek istiyor. Türkiye’nin Balkan ülkelerinde küçümsenmeyecek etkisi bulunuyor. Kosova ile özel ilişki geliştirmiş, Arnavutluk ordusuna askeri eğitim vermiş, Hırvatistan ile yakınlaşmıştı. Aynı Türkiye, 1990’lı yıllarda da Rusya’ya karşı savaşan Çeçenleri destekledi. İstediği sonucu alamaması başarısız olduğu anlamına gelmez. Türkiye, buraya bir şekilde ayağını bastıysa Türkiye’nin, Kafkasya için bir hesabı vardır ve o an için buzdolabına konulmuş hesabını gerektiğinde çıkaracak demektir. Azerbaycan’da da şu an bu yaşanıyor.

 SSCB’nin dağılmasından kısa süre sonra Ermenistan ile Azerbaycan arasında çatışmaların başlaması iki ülke arasındaki sorunların yeni bir gelişme olmadığı aksine var olan sorunların yıllarca SSCB içinde buzdolabına konulmuş olduğunu gösteriyordu. SSCB içinde oldukları için savaşamayan Azerbaycan ve Ermenistan arasında sorun SSCB dağılınca ortaya çıkmış ve çatışma hemen başlamıştı. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorun eskidir, önce bunu anlarsak bu sorunun hemen çözülmeyeceğini de görebiliriz.

 Türkiye’nin, Azerbaycan’a destek vermesi Rusya ile iyi ilişkisinin bozulması anlamına gelmez. Türkiye ile Rusya arasında savaş olmaz ama bu durum bazen birbiriyle yardımlaşmayı bazen da birbirinin açıklarını kullanmayı dışlamaz. Rusya-Azerbaycan arasında petrol ve doğal gaz boru hatları vardır. Azerbaycan petrolünün bir bölümü Bakü-Ceyhan hattıyla denize ulaşıp ihraç ediliyorsa, daha büyük bölümü Rusya üzerinden ihraç edilmektedir ve bu durum sürecektir.

 Bölgede hangi ülkede Şii varsa, İran da oradadır. Türkiye, Azerbaycan’a, askeri güç yığıyorsa, bunun karşılığı mutlaka olacaktır. Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden İran’ı kuşatması ABD’nin de işine gelir. Türkiye, tıpkı Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Libya’da yaptığı gibi hep ileriye giderken Azerbaycan’da da taktiksel bir kaç adım geri atacaktır. Türkiye’nin hep yaptığı bu taktikteki geri adımı görüp ileri attığı adımları görememek politik körlüktür. Yakın gelecekte de Azerbaycan’dan Türkiye’ye yeni petrol ya da doğal gaz boru hattı döşenirse şaşmamak gerekir.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.