Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Türkiye, Azerbaycan ve İran Türkleri, birbirleri hakkında yorum yaptıklarında aslında kendilerinden söz ederler.

İran’da dini inanış, M.S. 630 yılına değin genel olarak Zerdüştlüktür. Hz.Muhammed tarafından 630 yılında İran’ın İslâm’a davetleri 652 yılında İslâm Devleti tarafından fethedilinceye değin devam etti. 652 yılında Sasani İmparatorluğu (dönemin İran Devleti’nin ismi) El-Kadesiye Savaşı’nda İslâm Devleti tarafından fethedilerek İslâm günümüz İran sınırları içerisinde yaygınlaşmaya başladı.

Tarihte Osmanlı ve Safevi Türk olmalarına rağmen, mezhep ayrımı çerçevesinde farklı kimlikler ile rakip konumunda oldular. 1924’ten sonraki İran’ın devlet aklı, İslam öncesi döneme geri dönüşü hedefler ve İran-Türkiye arasındaki Şii-Sünni çatışmasının yerini Türk-Fars çelişkisi alır. Bu nedenle bir taraftan Atatürk’ün modernleşme hareketine özenen Şah Rıza, yoğun Türk nüfusu nedeniyle Türkiye’yi İran’daki Türkleri etkileyebilecek potansiyel tehlike olarak görüyordu. 1924’ten sonraki İran’ın, Türkiye korkusu nedeniyle İran’daki Türklere yönelik asimilasyon politikası uygulamasının nedeni de budur. Oysa Türkiye devlet olarak İran’daki Türklerle hiç ilgilenmedi.

İran Türklerinin 35 milyondan fazla oldukları tahmin ediliyor. İran’daki Azerbaycan Türkleri çağdaş tarihin hiçbir döneminde kendi milli kimliklerinden vazgeçmediler. 1979 Devrimi, İran’da bütün kesimlerde olduğu gibi Azerbaycanlılarda da geniş siyasi hareketliliğe ve umuda neden olmuştu. 1979’dan sonra İslam Cumhuriyeti’nin milliyetçi siyaseti, Fars dilini İran’ın her yerine yaydı. Fars olmayanlara karşı asimilasyon siyaseti sürdürüldü. İran İslam Cumhuriyeti’nin milliyetçi siyaseti, Fars olmayanların kendi milli kimliklerine geri dönüşüne zemin sağlarken İran’daki Türk kimliği 1988’den sonra çok boyutlu olarak siyasallaşmaya başladı.

SSCB’nin dağılması ile birlikte Orta Asya ve Kafkasya’da Türk devletleri ortaya çıktı. İran, zayıf bir Azerbaycan istiyordu. Böyle bir Azerbaycan İran’ı tehdit edemez, Tahran’a bağımlı hale gelir ve Azerbaycan, İran’daki Azerbaycan Türkleri için bir çekim merkezi olmaktan çıkardı.1990’lardan itibaren bir taraftan milliyetçi hareketleri bastırmayı, diğer taraftan Türkiye’nin etkinliğini kırmayı amaçlayan İran, Birinci Karabağ Savaşı’nın yarattığı durum ile bu hedeflerini gerçekleştirdi.

Türkiye için stratejik ve jeopolitik öneme sahip Azerbaycan, Türkiye’nin Kafkasya’da, İran ve Rusya’ya karşı yürüttüğü tarihi rekabetin merkez ülkesi. Rusya, İran ve Ermenistan açısından Azerbaycan, Türkiye’nin Kafkasya’daki üssü olarak algılanıyor. Bu nedenle güçlü bir Azerbaycan’ın istenmemesi, aslında Kafkasya’da güçlü bir Türkiye istenmediği anlamına geliyor.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki 2. Karabağ Savaşı, Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlandı ve Kafkasya’da yeni bir dönem başladı. Başlayan yeni dönem Türklük ideolojisinde Türkiye-İran ilişkilerindeki dengeleri de değiştireceğe benziyor. Çünkü Türkiye, Azerbaycan ve İran’daki Türkler arasındaki Türk bağı belirleyici olabilir. İran, Türkiye’den sonra Türklerin en çok nüfusa sahip olduğu ülke.Taraflar birbirleri hakkında yorum yaptıklarında aslında kendilerinden söz ederler.

İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra Türkiye’deki İran algısında değişim başladı ve İran’daki Türk milliyetçiliğinin varlığı Türk kamuoyu tarafından kabul edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın savaşın ardından Bakü’de okuduğu Aras şiirine İran’ın tepkisi, bu korkunun derinliğini gösteriyor ama Türkiye’nin İran Türklerine yönelik politikasının değişeceğine yönelik herhangi bir işaret bulunmuyor.

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki 2. Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin Azerbaycan’ı desteklemesi Ermenistan’la birlikte İran’ı da hezimete uğratırken, Ankara’yı Kafkasya’da Rusya’dan sonra en etkin ülke konumuna yükseltti. 2. Karabağ Savaşı zaferi Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetlerinin güçlenmesi anlamına da geliyor.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.