Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yılmaz Güney’i, ölüm yıl dönümünde saygıyla andı.

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı: Sinemamızın “Çirkin Kral” lakaplı oyuncusu, senarist, yönetmen ve yazar Yılmaz Güney’i ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.

Yılmaz Güney’i ölüm yıldönümünde saygıyla anan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, farklı kesimlerden türlü çeşitli tepkiler geldi. Kimisi hâkimi öldürmüş, kimisi sevdiği kadının kafasının üstüne bardak koyup nişan almış, kimisi alkollü araç kullanarak bir çocuğun ölümüne neden olmuş veya başka şeyler söyledi.

Askeri yönden güçlenen ve silah sanayisi kuran Türkiye, kültürel yönden geridedir ve bunun sıkıntısıyla karşılaşmaktadır. Türkiye’nin, televizyon filmleri ihracında açık ara ile de olsa Hollywood’dan sonra ikinci olması önemli bir kültür ihracıdır ama hiç yeterli değildir. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Yılmaz Güney’in ölüm yıl dönümündeki açıklaması ayakların suya ermeye başladığını gösteriyor. Tepkilere bakınca daha alınacak çok yol olduğu görülüyor.

Yasa var diye bağırabilirsiniz ama yasalar Kültür insanları için farklı işlemektedir. Yılmaz Güney, kendisine küfür eden bir hakimi öldürdü, hapisten kaçtıktan sonra da Fransa’ya gitti. Türkiye’nin, uluslararası arama emri çıkardığı Yılmaz Güney’e, 12 Eylül yönetimi çok kızsa da tanınmışlığı Fransa’da bu emri geçersiz kılmaktadır. Fransa’nın, o zamanki Kültür Bakanı Fransa’ya geldiği için teşekkür etti ve Yılmaz Güney, hemen iltica hakkı aldı.

Türkiye, Fransa’nın Afrika’da sömürdüğü ülkelere “biz sizi sömürmek için değil bağımsızlığınıza kavuşturmak için geldik” dedi. Ve çok da başarılı oldu. Afrika’ya yatırım yapan ülkeler sıralamasında Çin açık ara önde de olsa Hindistan, Brezilya, Türkiye’dir. Eğer kendinizden yüzlerce kat fazla nüfusu yönetmek istiyorsanız onu bölüp, bir kısmını yanınıza çekmeniz gerekir. Bu iş silah ile olmayacağına göre en iyi yöntem çok büyük kültürle yapılır.

Türkiye, Kültürel alanda varlık göstermek istiyorsa tüm sanat dallarındaki büyük sanatçılarını anmak zorundadır. Her insan bunu anlamayıp, onlara değer vermeyi kendi ölçülerine göre yaparsa, bu anlayıştan bir şey olmayacaktır. Bir sanatçının şu veya bu özelliğini kötü bulabilirsiniz ama belirleyici olan sanatçının kalitesidir. Ulusal kültürün büyüklüğü herkese sahip çıkılmasıyla mümkündür. O şunu yaptı, bu şunu yaptı gerekçeleriyle elemelere başlarsanız sonuçta kültürel fakirlikle kalırsınız. Her yönüyle mükemmel birisini arıyorsanız, özellikle de sanatçılar arasında bulamazsınız. Belirleyici olan üretilenin kalitesidir.

Yılmaz Güney’in değişik özellikleri kişilere ters gelebilir ve bunda haklı da olabilirler ama belirleyici olan ürettiği filmleridir. Yılmaz Güney’de, Yaşar Kemal’de, Kürt olabilir ama Yılmaz Güney’in filmleri de Yaşar Kemal’in kitapları da Türkçedir. Kültür hangi dilde üretiliyorsa, o dilin içindedir.

Almanya’da, Fransa’da yada herhangi bir ülkede bulunduğu ülkenin diline göre yazan Türk yazarlar bulunuyor. Bu yazarların ürettikleri eserler bulundukları ülkenin edebiyatı içindedir, Türk edebiyatı içinde değildir. Sanat hangi dilde üretiliyorsa o dilin bulunduğu kültüre girecektir. Bu sanatçıların milliyetinin farklı olduğu belirtilebilir ve bunda sakınca yoktur.

Nazım Hikmet, hapis yattı, yıllarca kitaplarını bulundurmak suç sayıldı, ülkesini terk etmek zorunda kaldı, hakkında her çeşit belirleme yapıldı, ama sonraki yıllarda Nazım Hikmet, büyük şair olarak kabul edilerek Alpaslan Türkeş’de, Recep Tayyip Erdoğan’da Nazım Hikmet’den şiir okudu. İlerleyen yıllarda Nazım Hikmet benzeri Yılmaz Güney’in, sinemacılığı için de gerçekleşecektir…


Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.