Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Türkiye ve Taliban…

Türkiye’nin, dünyada yeni çıkan güçlerden birisi olduğunun görülmesi giderek daha fazla kişi tarafından dillendiriliyor yazılıyor. Türkiye’nin, dünyada yeni çıkan güçlerden birisi olma nedenini sadece sermaye ihracından ibaret sananlar konuyu anlamamış olanlardır. Türkiye, bir ülkenin nüfusunu bölüp, bir bölümünü kendi yanına çekmeden o ülkede tutunamayacağını biliyor. Bunu da sadece kendi askeri güçleriyle olmayacağını bildiğinden kültürel uygulamalarla gerçekleştiriyor.

Türkiye, Sovyetler Birliği‘nin dağılmasıyla İslamcılığı dışlamadan Türklük ideolojisini kullanarak Kafkasya ve Orta Asya’da, Rusya ile etkinlik mücadelesine girdi ve kaybetti. Kaybetmesine rağmen yılmadı. Kafkasya ve Orta Asya’da, umduğunu bulamayan Türkiye, 2002 seçimleri sonrası AKP ile birlikte hedefini değiştirerek İslamcılık ideolojisini kullanarak önce Ortadoğu’ya açılmaya başladı.

Ayasofya‘nın ibadete açılması pat diye ortaya çıkan bir konu değil. Ne zaman Ayasofya ibadete açılacak yada açılsın diye kampanya başlasa, ABD Büyükelçisi “Ayasofya’yı ziyaret edeceğim” diyerek ziyaret eder ve Büyükelçinin bir ziyareti ile herkes mesajını alarak kampanya rafa kalkardı. Çünkü Ayasofya’nın müze olması Türkiye’nin, Müslüman coğrafyasından uzaklaşarak Batı’ya yaklaşmasının sembolüydü.

Türkiye, kendi ekonomik dönüşüm rolünü tanımlayarak, dünyaya model olarak sunmak istiyordu. Ayasofya‘yı ibadete açarak İslam dünyasının liderliği konusunda mesaj veren Türkiye, Müslümanların diğer dinlere karşı zaferi olarak sundu ve Müslüman dünyasının liderliği konusunda da yeni bir hamle yaptı. Bu bileşenler sürekli büyüyorlar ve başka bileşenler de katılıyor. Her birleşen Türkiye‘nin büyümesine yeni bir katkı olarak görülmelidir. Kendisine güveni artan Türkiye‘nin, Ayasaofya‘yı, Cami olarak ibadete açmasındaki en büyük hedefi Ortadoğu’dan sonra başka bir islam coğrafyası olan Kafkasya ve Orta Asya’da, Rusya ile girdiği etkinlik mücadelesini tekrar kaybetmek istememesidir.

Sovyetler Birliği ve ABD, Afganistan’ın toplumsal, sosyolojik, dinsel, coğrafi yapısını göz önüne almadan stratejiden taktiğe, sivillere yaklaşımdan ulus inşasına kadar yanlışlar yaparak ülkeyi işgal ettiler. Her ikisi de Kabil ile belli merkezler dışında Afganistan’a hakim olamadı. Sonunda Katar’da ABD, çıkarcılığı ile Taliban fırsatçılığı görüşme masasında bir araya geldi ve Şubat 2020’de Afganistan’a barış getirmek amacıyla ABD’nin kurdurup desteklediği Afganistan hükümetinin varlığı olmadan anlaşma yapıldı. Afganistan’ın enerji tüketen bir ülke olduğunu bilen ABD’nin genel olarak Ortadoğu’dan ve Afganistan’dan çekilip enerjisini Asya Pasifik bölgesine vermek istediği biliniyor. Burada bir soru çıkıyor: acaba ABD, tıpkı Suriye ve Irak’ta olduğu gibi Afganistan’a da gerektiğinde müdahale edebilecek bir politikayı devam ettirebilecek mi?

Birkaç gün içerisinde Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban’ın arkasında halk desteği var. Bunun nedeni de ABD’nin o bölgede halka uyguladığı zulümdür. Yani ABD’nin yanlış politikalarının sonucunda böyle bir gerçek ortaya çıktı. Bugünkü Taliban, geçmişteki Taliban’dan çok farklı, dünyaya ılımlı mesajlar veriyor Dünya ile iyi geçinmeye çalışıyor. Taliban korkusundan bahsedilse de son dönemde Taliban’ın her hangi bir infazı her hangi bir saldırısı bulunmuyor.

O bölgenin istikrara ihtiyacı var. Sovyetler Birliği’de, ABD/NATO’da ,Afganistan’ı işgale gittiklerinde silahlarını halka doğrulttular. Türk askerleri bölgede çok rahat dolaşıyorlardı. Rahat dolaşmalarında en önemli neden Türk askerlerinin sosyal medyada paylaşılan fotoğraflarındaki gibi silahları halka değil, yere doğrultmasıydı. (15 Temmuz şehidi Ömer Halisdemir’in Afganistan fotoğraflarında olduğu gibi) Türkiye, SSCB gibi ABD gibi davranmazsa ve o bölgenin gerçeklerine göre adım atarsa o ülkede iş yapabilecek yegane belki de tek ülke olur. O bölgede bir Türk nufus var. Türkmen, Özbek, Hazaraların bir kısmı da kendilerini Türk olarak kabul ederler. Türkiye – Afganistan arasında çok tarihsel bağlar bulunuyor. Emanullah Han, Ankara’ya geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün, telkin ve tavsiyelerinde siz bizden ayrı değilsiniz, siz bizden bir parçasınız, sizde Türksünüz gibi bazı sözleri var

Bir örgüt için şeriatçı demek yeterince açık bir belirleme değildir. Afganistan’da yıllardan beri İslam devleti isteyen örgütler bulunuyor. Bu örgütler birbirleriyle savaşıyorlar ve hatta karşı tarafın kitlesine yönelik katliam yapmaktan da çekinmiyorlar. Afganistan’da, varolan örgütlerin tamamı islam devleti yani devletin şeriatla yönetilmesini istiyor. İdeolojik olarak aralarında hiçbir fark yok. Teorik olarak aralarında hemen hemen hiç bir fark yoktur ama aynı şeyi düşünmelerine rağmen birbirlerine düşmandır. Bunlar ölümüne birbirleriyle savaştılar. Az bir bölümü de halen savaşıyor.

Tüm islamcı örgütler kendi islamının doğru olduğunu savunur. Taliban’ın yükselişi 1994 sonrasından başlar. Kurulma nedenlerinden bir tanesi islamcı örgütler arasındaki iç savaşı durdurmayı amaçlıyordu. Afganistan birçok etnik, birçok aşiret arasında bölünmüştür. Taliban, bugüne kadarki mücadelesiyle bunları belirli oranda birleştirerek önemli oranda başardı. Bir taraftan ABD ile savaşırken bir taraftan da rakip islamcı örgütleri ya kendilerine kattılar ya da tasfiye ettiler.

Afganistan çok etnikli, çok dilli bir ülkedir. Ülkedeki en büyük azınlık Afganistan nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Paştunlardır. Afganistan’daki büyük grup sıralaması Peştunlar, Tacikler, Hazaralar, Özbekler, Türkmenler, Beluçlar, Aymaklar, Afşarlar, Araplar vd. Taliban, Afganistan’daki en büyük azınlığı da içerisinde barındırmaktadır ve büyük oranda Paştunlardan kuruludur. Afganistan’daki Taliban’ı, Pakistan’ın yıllardan beri desteklemesinin önde gelen nedenlerinden bir tanesi de Afganistan’da yaşayan Paştunardan daha fazlası Pakistan’da yaşamasıdır. Bunlar aynı etnik grup ve birbirleri ile yakın ilişkileri bulunuyor.

Paştunlar, özellikle namus, kadına yaklaşım olayında katı islamın özelliklerini büyük oranda benimser. Bu da yeni birşey değil. Bunlar yıllardan beri böyle. Paştunların genel kültürel özellikleri cesaret, savaşçılık, konukseverlik, kadın onurunun korunması, diğer adıyla çok temel bir konu olan namus, kan davası, aşiretlere bağlılık. Yani şeriat Afganistan’ın en büyük etnik grubuna özellikle SSCB işgaliyle gelmiyor ve var olan katı islam kuralları uzun yıllar öncesinde zaten var.

İdeolojik birlik örgütsel birlik için yetmez. Örgütsel birliği sağlayan sadece teorik birlik, ideolojik birlik değildir. Bunun dışında başka faktörler vardır.
Mezhep faktörü önemli bir ayrımdır. Birisi kendisi için ateist olduğunu söylese de ateist oluncaya kadar ciddi bir din kültürü almıştır. Önceden kimisi alevidir, kimisi de sünnidir. Bunlardan gelen farklı din kültürü vardır.
Bölgecilik faktörü önemli bir ayrımdır. Kimisi Karadenizlidir, kimisi Akdenizlidir. Her bölgenin farklı özellikleri vardır. Bölgelerinde bağlı oldukları insanlar, bağlı oldukları çevreler vardır. Bölgelerinde farklı bir etnik kimlik vardır. Mesela kimisi Araptır. Bunlar değişikliktir ve bunların hepsi bir örgütsel yapının özelliklerini belirler. Sadece ideolojik birlikle örgütsel birlik olmuyor.
İslamcılar örneğinde bunu çok açık bir şekilde görmek mümkündür. DEAŞ ve El Kaide verilebilir. İkisi de sünni ikisi de selefi islam ve şeriat istiyor ama ikisi de birbiri ile öldüresiye savaşıyor. Çünkü aralarında başka farklar var.

Taliban, Afganistan’da islamcı ulus inşasına yönelmeyi amaçlıyor. Bu şekilde devam edilirse Afganistan’daki asıl ulus, islam ulusu. İslam devleti bundan sonra inşaa edilir. Bu çerçeveden bakıldığında Küresel güç olma yolundaki Türkiye’nin Afganistan’daki esas amacını da anlamış oluruz. Türkiye daha önce Mısır’daki Müslüman kardeşlerle bağlantı kurmaya çalıştı ve kurdu. Bunlar çok önemli bir Arap ülkesi olan Mısır’da iktidara geldiler. Daha sonra bunlara karşı darbe yapıldı ve bunlar devrildiler. Hükümet bu darbeyi şiddetli bir şekilde kınadı ve halen de kınıyor. Bunlarla fazla bir yere gidilemedi.

Şimdi Afganistan da başka bir islamcı akım iktidara gelmiş durumda. Türkiye kendi islamını başka bir yerlere ihraç etmek ve bunlarla ilişki içerisinde olarak küresel güç olma yolunda, yoluna devam etmek istiyor. Taliban ve İhvan aynı değil ama islamcılık anlamında aralarında çok büyük bir farkta yok. Tek fark; İhvan, ABD işbirlikçisiydi, Taliban, ABD’ye karşı savaştı ve ABD’yi Afganistan’dan kovdu.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.