Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Ülke için stratejik önemde olan yerler satılmasın, neresi satılırsa satılsın.

UEFA Şampiyonlar Ligi finalinde tarafsız sahada karşılaştığı Paris-Saint Germain‘i Coman‘ın golüyle 1-0 mağlup eden Bayern München kazandı ve kupayı aldı. Bu maçın siyasi bir yanı var: PSG, Fransız takımıdır, Fransa liginde oynar ama tümüyle Katar tarafından satın alındığı için Katar‘ın malıdır. PSG kupayı kazansaydı, Fransa kazanmış olacaktı. Fransa ile beraber Katar da kazanmış olacaktı. Katar kazanmış olsaydı Katar‘ın en önemli müttefiki Türkiye‘de kazanmış olacaktı. PSG‘nin, Katar‘ın, malı olduğunu bilen Macron da bunu bilmesine rağmen sevinecekti. Yani maç sonucu olarak Fransa, Katar ve Türkiye kaybetti, Bayern München kazandı. Not: Başakşehir’in de Katar’a satılabileceği konuşuluyor…

 Emperyalizmi yüz yıl öncesine göre değerlendirirseniz emperyalist olarak bilinen ülkelere giden sermayeyi dikkate alamazsınız. PSG‘nin sahibinin Katar olması varolan örneklerden sadece bir tanesi. Velev ki Başakşehir de satılırsa bunda anormal bir şey aramanın anlamı olmaz.

 Dünyada çok sayıda ülkede yabancılar arazi, otel, konut, futbol takımı vb. satın alarak sermaye ihracı yapıyor. Çin sermayesi Avrupa’nın değişik ülkelerinde sürekli alım yapıyor. Arazi de alıyorlar. ABD‘ye, Çin‘e, Almanya‘ya, Fransa‘ya, nereye bakarsanız bakın benzer durumu görürsünüz.

 Yabancı bir sermaye ülkeye girdiğinde hemen memleket satılıyor yaygarası çıkarmanın bir anlamı olmaz. Bunun örneklerini geçmişte gördük. Türkiye’ye, en yüksek miktar Katar‘dan geliyor. Dünyanın sadece Arap zenginleri değil diğer zenginleri de Türkiye’den Oteller, lüks konutlar, araziler satın alabilir. Taşınmaz malların satılmasında hiçbir sıkıntı olmaz. Yeter ki ülke için stratejik öneme sahip olanlar satılmasın. Paranız varsa sizde istediğiniz ülkede mal sahibi olabilirsiniz. Mal sahibi satmayı kabul ediyorsa, isterseniz şato bile alabilirsiniz. Hiç kimse de vay efendim ülke Türklere peşkeş çekiliyor gibi sözler söylemez. Bilakis ülkeye nakit girdiği için memnun olurlar.

 Dünyanın bir çok ülkesinde askeri üssü bulunan ABD, aynı zamanda dünyanın da en büyük askeri gücüdür. Aynı ABD, aynı zamanda dünyanın en borçlu da ülkesidir. Bir ülkenin devlet tahvilini almak tahvili alan ülke tarafından kredi verilmesi demektir. ABD‘den devlet tahvili en fazla alan ilk iki ülke : Çin, Suudi Arabistan.

 1944’te, Bretton Woods’ta 45 ülke, dünyanın parayı nasıl kullanacağına karar verdiler. Bretton Woods Sistemi dünyadaki para birimlerini dolara endeksledi. Dolar da altına endekslenmişti. ABD Merkez Bankası buna karşılık altın rezervi bulunduruyordu. Vietnam Savaşı harcamaları ABD ekonomisini sarsınca ABD, karşılıksız dolar basmaya başlar. Bunu ilk anlayan Fransa, ellerindeki dolarlar karşılığında ABD‘den, mevcut altın-dolar paritesinden altınlarını çekti. Bunu diğer ülkeler takip etti.

 1971-72’den sonra dünya üzerinde kullandığımız paranın karşılığında ülkeler altın veya dolar göstermeden ekonomik gücüne göre para basabiliyor. Sonuç olarak dünyadaki paralar ABD dolarına endeksli olmaktan kurtulur. Ekonomik krizi aşmak, dünya ticaretindeki önemli işlemlerin başka para birimiyle görülmesini istemeyen ABD, bunu engellemek için Petrol üreten Arap ülkelerine silah vermeyi, İsrail’e karşı korumayı buna karşılık petrolü dolar karşılığı satmalarını teklif eder ve kabul edilir. Şimdi bu Petro-Dolar sisteminin de sonuna gelindi. ABD‘nin İran‘a ambargo uygulaması, Saddam ve Kaddafi‘nin öldürülme nedeni Petrolü dolar karşılığı satmak istememesidir.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.