Gülümseyerek ve umutlarla teslim ettik geçmlşi geleceğe

Yeniden yapılanan Cumhuriyet, kim/kimlere fırsat sunacak?

Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te ilan edilmesinden sonra, zaman zaman yeniden yapılanma gereksinimi duydu. İlk akla gelen Tarihler de 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980. Cumhuriyet‘in yeniden yapılandığı dönemlerdeki Hakim sınıflar ittifakında kimin ne kadar yukarıya çıkacağının belirlenmesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti önemlidir. Çünkü o karar verir. Kime istiyorsa ona teşvik verir, karşı olduklarına ithalat zorlukları getirir ve yüksek vergi cezaları keser.

İstanbul sermayesine (İstanbul burjuvazisi) karşı küçük bir grup olarak var olan Anadolu Kaplanları, AKP ile birlikte iktidara ortak oldular ve Devletin egemen sınıfın bir kesiminin tasfiyesini hedeflediğini görerek devletin yoğun teşviklerinden faydalanıp tavan yaptılar.

FETÖ/PDY terör örgütü adı altında yapılan tasfiyeler de İstanbul burjuvazisine rakip olan İslamcı burjuvazinin bir kesiminin tasfiyesidir. Devletin egemen sınıfın bir kesiminin tasfiyesi ilk defa olmuyor. Şimdiye kadar bizim alışık olduğumuz asıl hedef sol olurdu ve yeni bir anayasa yapılır, yeni devlet kurumları oluşturulurdu.

Devlet kadrosunda çok boşalma yaşandı ve devletin işlevini yürütebilmesi için hemen doldurulmaları gerekiyor. CHP ve MHP’nin, Darbeye karşı AKP ile birlikte olmalarının amacı, bu süreçte yeniden örgütlenen devletin içinde etkin yer alabilmek ve kendi kadrolarıyla bu boşluğun doldurulmasında yer almak istiyorlar. Kendi açılarından doğru olanı yapan CHP ve MHP‘nin, devletin içinde etkin yer almak isteyen küçük grupçuklarla da ittifak yapabilirler. Hatta bu süreçte geçmişte tasfiye edilen bazı sol görüşlülerin sayıları az da olsa yeniden devlet kadrolarına girdiğini de görebiliriz. Geçmişte tasfiye edilen bazı sol görüşlülerin sayıları az da olsa yeniden devlet kadrolarına girebilir. Ve buna da şaşırmamak gerekir.

Bunu fırsata çevirmede Terör örgütleri devletin belirli kurumlarına girer ve gelişmesi için onu araç olarak kullanabilir. Devlet kurumlarında yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz çatışmaya karşı önlem almayı da hedeflemektedir. Önlem alınması gereken ilk önlem Yargı erkinin, Yasama ve Yürütme erklerinin tasarruflarının anayasaya uygunluğunu denetleyebilmesi, Yasama erkinin de Yürütme erkinin uygulamalarını denetleyebilmesi gerekir.

Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmeyecek. Din farklı bir alandır. Türkiye Cumhuriyeti’nin belirli aralıklarla rejim krizlerine yuvarlanmasının temel sebebinin mezkûr erklerin birbirilerini layıkıyla denetleyememesi yüzünden oluşan vakumun, özellikle Silahlı Kuvvetleri siyasetin içine çekmesinden kaynaklandığını öne sürmek mümkündür. Kışlaya siyaset asla girmemelidir. Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk‘ta askerin siyasete girmemesini çok net anlatır. Orduyu sıcak siyasetin unsuru haline getirmek Türkiye‘yi felakete sürükler

Bu durumu engellemenin yolu ise milletvekillerinin çoğunluğunun parti başkanlarının tayiniyle değil, yerel bazda yapılacak ön seçimlerle belirleneceği düzenlemelerin yapılmasıdır. Seçmeninin nabzını tutup ona hesap verme konumunda olacak olan milletvekillerinin Yürütme erkinin yetki aşımını denetleme güçleri olacaktır. Hatta bunlar, bazı temel konularda rakip parti milletvekilleri ile ortak platformlarda buluşabilecekler ve kanun tekliflerinde bulunabilecekleri hareket serbestisine sahip olabileceklerdir.

Demokrasimizin atlatmış olduğu bu rejim krizinden gerekli dersleri çıkarmasını ve kendi kendini tedavi edeceği adımları atmasını temenni edelim.

Yorum Bölümü

You must be Giriş to post a comment.